MÜMİNLER KESİN BİLGİYLE İMAN EDERLER

Bir insan elini ateşe uzattığında yanacağını bilir, bundan hiçbir şüphesi yoktur. "Acaba gerçekten yanar mı?" gibi bir düşünceye kapılmaz. Bu kişi ateşin elini yakacağına kesin bir bilgiyle inanıyor demektir. Bir Kuran ayetinde, "kesin bir bilgiyle iman"dan şu şekilde bahsedilir:

Bu (Kur'an), insanlar için basiret (nuruyla Allah'a yönelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim için de bir hidayet ve bir rahmettir. (Casiye Suresi, 20)

Kesin bilgiyle iman, hiçbir şüphe duymadan, o an etrafında gördüğü, konuştuğu şeyler kadar gerçek olduğuna emin olarak Allah'ın varlığına, tekliğine, kıyamet gününe, cennetin ve cehennemin varlığına iman etmek demektir. Kesin bilgiye dayanan bir iman, kişinin her hareketini, hayatının her anını sadece Allah'ı hoşnut edecek şekilde geçirecek bir vicdana yöneltir.

İnsanların gerçek mutluluğu elde edebilmelerinin tek yolu Allah'a iman etmektir. Bu gerçek Kuran'da "... Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28) ayetiyle haber verilmektedir. Yaşanılan mutsuzluktan ve bıkkınlıktan, ancak, Allah'ın rahmeti ve kulları üzerindeki rahmeti kavrandığı ve iman ahlakı yaşandığı takdirde kurtulunabilir. Dünya hayatından ancak bu şekilde gerçek anlamda zevk alınabilir, ancak bu şekilde güzelliklerin değeri tam olarak anlaşılabilir.

Allah'ın "... Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır..." (Nahl Suresi, 30) ve "... Allah, dünya ve ahiret sevabının güzelliğini onlara verdi..." (Al-i İmran Suresi, 148) ayetleriyle hatırlattığı gibi, Allah güzel bir hayatı ancak iman edenlere yaşatır. İnkar edenler için ise, Allah'ın bir ayette "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." (Taha Suresi, 124) hükmüyle belirttiği gibi, mutlaka "sıkıntılı bir hayat şekli" vardır. Bu insanlar, iman dışında hiçbir şekilde bu sıkıntılı yaşamdan kurtulamaz, hiçbir yolla gerçek mutluluğu elde edemezler. Maddi anlamda çok büyük imkanlara sahip olsalar bile, bunların tadına gereği gibi varamaz bu nimetlerin sevincini tam olarak yaşayamazlar.

Zira güzelliklerin bir insana zevk verebilmesi için, kişinin bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayışa sahip olması gerekir. Örneğin bir karanfilin yapraklarındaki kusursuz dizilimi, kokusunu, dokusundaki yumuşaklığı fark edebilmesi daha önemlisi bu benzersiz güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğini anlaması gerekir. Bunu gerçek manasıyla anlayabilecek olan kişiler de sadece iman sahipleridir.

MÜMİNLER GAYBE İMAN EDERLER

Yüce Allah’ın “…Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok…” (Bakara Suresi, 32) ayetinde bildirdiği üzere, her konuda tek bilgi sahibi olan Yüce Rabbimiz’dir. Kullarına bilgisinin dilediği kadarını açan Allah’ın sonsuz ilminin önemli örneklerinden biri gayb haberleridir. Tüm yaşamını Allah’ın rızasını kazanmak için geçiren müminlerin en önemli özelliklerinden biri ise, Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği ve Peygamber Efendimiz (sav)’e vahyettiği bu gayb haberlerine olan samimi imanlarıdır. Sonsuz ilim sahibi Yüce Allah, Kuran’ın birçok ayetinde gaybı bilenin, yalnızca Kendisi olduğunu bildirmektedir. Bu ayetlerden biri şöyledir:

(Allah:) “Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver” dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: “Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim.” (Bakara Suresi, 33)

Gayba ait bilgilerin, genellikle sadece geleceğe ait, bilinmeyen bilgiler olduğu düşünülmektedir. Oysa gayb hem geçmiş hem de geleceğe dair haberleri içermektedir. Geçmişte yaşananlar da gelecekte yaşanacak olanlar da Allah Katında saklı bulunan bilgilerdir. Ancak Allah, Kendi Katında bulunan gayb bilgilerinden bazılarını, elçileri vasıtasıyla insanlara bildirerek bunları bilinir, müşahede edilir hale getirmektedir. Örneğin Yüce Allah bazı Kuran ayetlerinde geçmişe yönelik bilgiler vererek, Peygamberimiz (sav)’e bunların gayb haberleri olduğunu şu şekilde bildirmiştir:

Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir. (Hud Suresi, 49)

Ayetlerde de bildirildiği üzere Yüce Allah Peygamberimiz (sav)’e henüz yaşanmamış bazı olaylardan da haberler vermiştir ki, bunlar geleceğe dair gayb haberleridir. Örneğin Mekke’nin fethi (Fetih Suresi, 27) ve Rum’un putperestlere karşı galibiyeti (Rum Suresi, 3-4), bu olaylar henüz yaşanmadan önce Peygamberimiz (sav)’e bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav)’in kıyamet alametleri, ahir zaman gibi konulardaki hadisleri de, herşeyi bilen Allah’ın kendisine bildirdiği geleceğe dair gayb bilgileridir.

Kuran’da peygamberlere ve diğer bazı salih müminlere de gayba ait bilgiler verildiği bildirilmektedir. Örneğin Hz. Yusuf’a kardeşlerinin tuzaklarının boşa çıkacağı haber verilmiş (Yusuf Suresi, 15), Hz. Musa’nın annesine, suya bıraktığı çocuğunun yaşayacağı ve peygamber olacağı bildirilmiştir. (Kasas Suresi, 7)

Kısacası, bizim geçmiş ve gelecek olarak isimlendirdiğimiz olay ve bilgilerin tamamı, Allah Katında saklı duran gayb haberleridir. İlim bakımından herşeyi kuşatan Allah, dilediği zaman dilediği kişiye bu haberlerden bazılarını vererek, gaybın bir kısmını insanlar için bilinir hale getirmektedir.


Gaybe İman Etmek Bir Mümin Vasfıdır

Yüce Allah’ın kullarına bir hidayet rehberi ve öğüt olarak indirdiği Kur’an-ı Kerim’de müminlerin en belirgin özellikleri şöyle bildirilmiştir:

Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. Ve onlar sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler, ahirete de kesin bir bilgiyle inanırlar. İşte bunlar Rablerinden olan bir hidayet üzeredirler. İşte kurtuluşa erenler bunlardır. (Bakara Suresi, 3-5)

Ayetlerde, kurtuluşa erecek olanların ancak bu sayılan özelliklere sahip olan müminler olacağı bildirilmektedir. Bu özelliklerin en başında ise gaybe iman bildirilmektedir. Allah’ın kontrolünde olduklarını bilen müminler, kainatta insanın tam olarak kavrayamadığı başka hakikatlerin de olduğunun bilincindedirler. Her insan ancak belli şeyleri görebilir, belli şeyleri duyabilir, aklının alabildiği, Yüce Allah’ın izin verdiği kadarını anlayabilir. Bu acizliklerinin farkında olan ve Allah’a gönülden iman eden müminler bu nedenle, Allah’ın Kuran’da kendileri için gayb olduğunu bildirdiği hakikatlere de gönülden iman ederler.


Kendilerine Özel İlim Verilenler

Allah’ın kendilerine özel ilim verdiği kişiler, bu ilim sayesinde Allah’ın izniyle geçmişten ve gelecekten haber verebilmekte, yaşanan olayların iç yüzünü görmekte, bunlardan farklı sonuçlar çıkarabilmektedirler. Örneğin Kuran’da bildirilen ve Hz. Musa’nın kendisine ilminden öğretmesi için tabi olduğu ilim sahibi kişi bunlardan biridir. Hz. Hızır olduğu kabul edilen bu kişi Allah’ın kendisine bildirdiği kadarıyla olayların iç yüzünü, nasıl gelişeceğini bilebilecek bir ilme sahiptir. Bu nedenle gelişecek olaylara göre önceden tedbir alabilmektedir. Yüce Allah’ın kaderde belirlediği bu tedbirler, dışarıdan bakan ve bu ilmin bilincinde olmayan birisine şaşırtıcı gelebilmektedir.

Hz. Muhammed (sav) de Allah’ın izniyle gaybtan, geleceğe dair birçok haber vermiştir. Ahir zamana dair verdiği haberler, meydana geleceğini söylediği olaylar günümüzde bir bir gerçekleşmektedir.

Kuran’da bildirildiği üzere Hz. Yusuf da, yaşanacak olayları önceden bilmekte, rüyaları yorumlayarak (Yusuf Suresi, 21) meydana gelecek olayları haber verebilmektedir.

Hz. Süleyman’a ise bazı canlıların konuşma dili öğretilmiş, kuşlar, şeytanlar ve rüzgarlar emrine verilmiştir. (Sad Suresi, 36-38) Rabbimiz, kendilerine özel ilim verilen elçileriyle ilgili olarak ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer. (Cin Suresi, 26-27)


Cinler Gaybı Bilemez

Bazı insanlar cinlerin gaybı bildiği yönünde yanlış bir inanışa sahiptir. Ancak gayb konusunda cinler de tıpkı insanlar gibi Allah’ın bildirdiği dışında herhangi bir bilgiye sahip değillerdir. Gaybe dair söyledikleri ise birer zan ve tahminden ibarettir. Nitekim emrindeki cinlerin, yere yığılıp düşene kadar Hz. Süleyman’ın öldüğünü dahi anlayamamaları bu konudaki en açık delillerden biridir. Kuran’da bu durum şöyle bildirilmektedir:

Böylece onun (Süleyman’ın) ölümüne karar verdiğimiz zaman, ölümünü, onlara, asasını yemekte olan bir ağaç kurdundan başkası haber vermedi. Artık o, yere yıkılıp-düşünce, açıkça ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı böylesine aşağılanıcı bir azap içinde kalıp-yaşamazlardı. (Sebe Suresi, 14)


Kuran’da Kehanette Bulunmak Yasaklanmıştır

Günümüzde sık sık karşılaştığımız, gelecekten veya geçmişten haber verdiğini iddia eden kahinler ve falcıların da gaybı bilmeleri mümkün değildir. İman etmeyen cinlerle işbirliği halinde olan bu kişiler, zan ve tahminle yalan söylemektedirler. Kehanet adı verilen bu uydurmalar, Allah inancı zayıf bazı insanlar üzerinde etkili olabilmektedir. Allah’ın belirlediği kader dışında hiçbir şeyin gerçekleşemeyeceğini bilmeyen bu insanlar korku ve endişeye kapılmakta, kendilerince tedbir almak amacıyla akıl ve mantık dışı şeyler yaparak komik duruma düşmekte, böylece şeytanın oyununa gelmektedirler.


Daha önce de belirttiğimiz gibi gaybı yalnızca Yüce Allah ve O’nun dilemesiyle ilim verdiği kişiler bilebilirler. Falcılık ile geleceğe ve geçmişe dair bilgiler edinip bunlara göre hareket etmenin sapkın ve kötü ahlak özelliklerinden olduğu bir ayette şöyle bildirilmektedir:

Ey iman edenler, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak şeytanın işlerinden olan pisliklerdir. Öyleyse bun(lar)dan kaçının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 90)


Allah’ın Yarattığı Kader Kusursuzdur

Sonsuz ilim sahibi olan Yüce Rabbimiz, kainattaki tüm varlıkları bir kader ile yaratmıştır. Allah’ın yarattığı kader kusursuzdur. Müminler de, kendileri için bir gayb olan kadere inanırlar ve Allah’ın onu en mükemmel şekilde yarattığını, sonuçta kendileri için en güzel ve hayırlı olanın gerçekleşeceğini bilirler. Nitekim Allah, iman eden kullarına vaatte bulunmuş, onları en güzel sonuç olan cennetle müjdelemiştir. Kuran ayetlerinde şu şekilde bildirilmektedir:

Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunanlar (onların dışındadır); işte bunlar, cennete girecekler ve hiçbir şeyle zulme uğratılmayacaklar. Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) Kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O’nun va’di yerine gelecektir. (Meryem Suresi, 60-61)